Nakşı Cihan Meydanı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Nakşı Cihan Meydanı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Ocak 2011 Cuma

II. İran Seferi, Bölüm 12, İsfahan

Bülent ile yemekten sonra çay ve nargile içebileceğimiz bir yer bakıyoruz. Rehber kitap sağolsun çok iyi bir yer öneriyor. İmam Camii'nin tam karşısında pazara giriş kapısının yanında bir çayhane. Bulmacavari kapısını bulup yukarı çıkıyoruz. Terasa çıkıncı bütün meydan ayaklarımızın altına seriliyor. Çay ve nargile söylüyoruz. Nargilemizi tüttürüp çayımızı yudumlarken yanımızda bulunanlardan biri Azerice konuşmaya başlıyor. Güzel bir sohbet oluyor. Daha önce Türkiye'ye geldiğini ve çok sevdiğini söylüyor. Nargilemizi nefeslerken seyahatimizin istikameti hakkında da konuşuyoruz. Bundan sonraki durağımız Şiraz hakkında konuşuyoruz.Aşağıdaki ilk resim İmam Camii'nin taç kapısının üzerinden I. İran seferinde çekilmiştir.








13 Ocak 2011 Perşembe

II. İran Seferi, Bölüm 11, İsfahan







Kırk Sütun Sarayından çıktıktan sonra hafif bir açlık ile yolumuzu yemek yiyeceğimiz bir yöne çeviriyoruz. Bir önceki gelişimde gittiğim Nakşı Cihan Meydan'ında Şeyh Lütfullah Camii'nin yakınındaki Sofrahane Sonnati'ye. Sedirlerin üzerinde klasik yer sofrasında İran'ın geleneksel yemeklerini yiyebileceğiniz bir yer. Bülent "Dizi (Ab Guşt)" istiyor. Güveç- havan karışımında gelen içinde türlüye benzeyen ( et, fasulye, patates, domates) yemek bir tokmak ile ezilip yenmeye hazır ediliyor. Bülent nasıl yapıldığını bilmediği için getiren garsondan yardım istiyor. Ben de kebap yemeği tercih ediyorum. Yanında da İran'da her yerde içebileceğiniz alkolsüz bira.

23 Ekim 2010 Cumartesi

II. İran Seferi, Bölüm 8, İsfahan


İsfahandayız, Dünyanın Yarısı. Farslar böyle bir tabire sahip "İsfahan Nıfsı Cihan". Şah Abbas döneminde imarına başlanmış ve de İran'da beni en fazla heycanlandıran şehir. Nakşı Cihan Meydanı ve etrafında mücevher gibi dizilmiş, İmam Cami (eski adıyla Şah Camii), Şeyh Lütfullah Camii ve Ali Kapı Sarayı. Bunları görmeden evvel bir gece kalacağımız Emir Kebir Hotel'ine geçiyoruz. Hotelimiz Çarbağ caddesinin üzerinde yer alıyor. Daha önce de kaldığım için hiç şüphe etmeden otele yöneliyoruz. Oda fiyatı 15 dolar civarında. Eşyalarımızı bıraktıktan sonra Çarbağ'a çıkıyoruz. Çarbağ (Dört bahçe) caddesi Barselona'daki la ramblalara benziyor. İsiminden de anlaşıcağı gibi ağaçlarla sarılmış bir cadde. Zayende nehrinin üzerindeki Seise Pol köprüsünden başlayıp 3-3,5km kadar şehrin kuzeyine uzanıyor. Acıktığımızın farkına varıyoruz. Yiyecek güzel bir şeyler söylerken Bülent ile sohbet ediyoruz. Bülent İmam Humeyni'nin fotoğrafının altında şiş kebabını keyfini çıkarıyor. Yemeğimizi bitirdikten sonra Nakşı Cihan meydanına yöneliyoruz. Meydana girince Bülent'in yüzünde bir şaşkınlık ifadesi oluşuyor. Şaşırmaması, heycanlanmaması gibi bir durum söz konusu olmamalı zaten. Dünyanın en büyük ikinci meydanı ve etrafında tabanından tavanına çinilerle süslenmiş iki büyük güzel cami bir de saray bulunuyor. İmam Camii'ne doğru yöneliyoruz. Dış avludan iç avluya geçerken turistlerin dışarı çıkarıldığını görüyoruz. Görevlilere ne olduğunu sormamıza kalmadan namaz vakti olduğunu anlıyoruz. Bülent'le birbirimize gelmişken iki rekat namaz kılalım niyetiyle abdesthaneye gidiyoruz. Abdestimizi aldıktan sonra görevliye müslümanız diyerek caminin kapısından içeri giriyoruz. Şii camiilerinde suniilerindekinden farklı olarak ayakkabınızı bıraktığınız yerin yanı başında çapları 5cm, kalınlığı 1cm olan yuvarlak taşların olduğu bir kutu bulunur. Bu yuvarlak taş yahut topraktan yapılmış parça Mührü Namaz olarak adlandırılır. Şii inancına göre secde edilen yerin toprak yahut taş olması gerekir bunun için de Mührü Namazları kullanırlar ve bunların yapıldığı malzemenin Kerbela'dan olması, manevi değerini artırır. İki rekat namaz kıldıktan sonra dışarı çıkıyoruz. Ben hatıra olsun diye kendime bir tane üzerinde "Allah" lafzı yazılı Mührü Namazı alıyorum. Bülent'de bir tane istiyor gidip ona da bir tane aldıktan sonra camiinin avlusunu geziyoruz. Mimari olarak geleneksel Osmanlı mimarisinden farklı bir yapısı var İran camilerinin. Kapalı alan Osmanlı camilerine göre daha ufak. Bununla birlikte büyük iç avlular ibadet için kullanılıyor. Genel olarak mukayese ettiğinizde Osmanlı camileri daha büyüktür İran camilerine göre. Ama İran camilerindeki çini işçiliği ise kıyas kabul etmez güzelliktedir. Bütün camiyi (iç-dış) kaplayacak şekilde çiniyle bezenmiştir. Bununla birlikte çiniler resimlenip fırına verilmemiştir. Yazılmak yahut resmedilmek istenenler şekillerine uygun parçalar halinde ayrı ayrı hazırlanıp duvar üzerinde birleştirilmiştir. Meydana tekrar çıkıyoruz. Kara kalem çalışan öğrencilerin arasından geçerek Ali Kapu sarayına yöneliyoruz.